Aloe Vera’nın Gücünü Keşfedin

Şifalı bitkilerin kraliçesi denilen, İbni Sina’nın “ El Kanun Fi’t Tıp” adlı kitabında adı geçen bu bitkiyi, Christoph Colomb, vazgeçilmez dört besin maddesinden biri olarak tanımlar. Mahatma Gandi ise uzun süren oruç dönemlerinde Aloe Vera’dan çok yararlandığını belirtir. Eski papirüslerde Mısır kraliçesi Nefertiti ve Kleopatra’nın da sağlık ve güzelliklerini bu bitkiye borçlu oldukları anlatılır.

400’den fazla türü olan   aloe vera (ülkemizdeki adıyla sarısabır) görünüş olarak kaktüse benzese de zambakgiller familyasına mensuptur. Bunların içerisinde sadece Barbadensis Miller cinsi tedavide kullanılabilmektedir. Bunun sebeplerinden biri  Barbadensis cinsinde ‘polisakkarit’ içeriğinin en üst düzeyde olması; bir diğeri de aloe vera yaprağının içerisindeki alenin maddesidir. Bu madde dikkatli kullanılmadığı takdirde pek çok bünyede reaksiyon göstererek alerjik sonuçlar doğurabilir. Yani saksıda yetiştirip kırıp cildinize sürdüğünüz aloe vera size zarar vermediyse şanslısınız 😊

Aloe Vera ya da Sarısabır’ın, 75 besleyici madde, 20 mineral, 18 amino asit ve 12 vitamin içerdiği bilinmektedir. Birçok bitkinin aksine, kabuğunun besleyici özelliği yoktur. Yararlı maddeler yaprağın içindeki dokulardan elde edilen jelde toplanmıştır. Bu jel glükomennan ya da pektik asit gibi karbonhidrat polimerler ihtiva eder.

Günümüzde, ABD, Meksika, Doğu Afrika ve Japonya’da on binlerce dönüm alanda, Aloe Vera üretimi yapılmaktadır.

Aloe Vera yaprağının dış kısmının, tıbbi olarak kabızlığı önleyici özelliği bilinmektedir. Yapraktan elde edilen usare ise genellikle kurutularak tane haline getirilir ve tıbbi amaçlarla kullanılır.

Aloe Vera jeli açık havada kaldığı takdirde kısa sürede okside olarak yararlı özelliklerini yitirir. Bu nedenle, saklanarak geniş bir kullanıma kavuşması uzun zaman mümkün olmamıştır. Ancak 1968 yılında Teksas’lı bir eczacının bulduğu formül sayesinde bu mahzur giderilmiş ve o zamandan bugüne bu ürün sınai bir hammadde konumuna gelmiştir.

LR Health and Beauty firması, 2001 yılından beri Meksika’da uçağın bile geçmediği el değmemiş tarlalarda, organik tarımla  aloe verasını özenle yetiştiriyor ve presli filtre teknolojisiyle jeli yapraktan özenle ayırıyor. Ardından Ahlen’deki Avrupa’nın en büyük AR-GE tesislerinden birinde, bizlere  sunulmak üzere ürün haline getiriyor.

Leave a comment

You must be logged in to post a comment.